YAZ! YA DA GÜVEN!?

Allahu Teala Kuran-ı Kerimde mealen şöyle buyurmaktadır;

Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alış-veriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah size öğretiyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. (Bakara 282)

Evet!  Rabbimiz bizden borç (Vadeli alışverişler dahil ) işlemlerinin yazılı ve şahitli olmasını istiyor. Bunun gerekçesi de yine ayette şöyle belirtilmiştir;  yazmak, daha adil, şahitlik açısından daha sağlam ve şüpheye yer bırakmaması açısından daha elverişlidir.

Ticari ve içtimai hayatta borçlanmalar ve vadeli alışveriş hem yazılı hem de sözlü olarak yapılabilmektedir. Sözlü yapılan borçlanma ve vadeli alışverişler hukuk karşısında batıl değildir. Ancak ispat edilmesi ve taraflar açışından ihtilaftan uzak olması daha zordur. Bu nedenle belgeli işlemler hukuki zemin açısından yazılı olmayana göre daha sağlam ve tercih edilendir.

Ancak burada hem borçlanmada hem de alışverişte tarafların yazmalarına engel olan önemli bir olgu var ki; o da “güven”.

Evet! biz ticaret yaptığımız insanlara güveniriz, akrabalarımıza güveniriz, dostlarımıza güveniriz. Bu nedenle de bu insanlarla yaptığımız borçlanmayı genellikle yazmayız. Hele de iki şahit getirip imza attırmayız.

Borcun ve vadeli alışverişin yazıya dökülmesi alan taraf için hoşnutsuzluk kaynağı iken bunun bir de iki şahit huzurunda yapılması daha da zor bir durumdur. Borç alan kişi (Bazen de veren kişi) bunun başkaları tarafından bilinmesini genellikle istemez, bu nedenle şahitler huzurunda borç kâğıdı imzalamak ona zor gelebilir.      

Yazmaya kalktığımızda alacağımız tepki “Bana güvenmiyor musun”dur. Ve biz bunun söylenmesinden hoşlanmayız.

Halbuki sana güvenmesem borç vermekten imtina ederim. Sana güvenmesem seninle ortaklık yapmam. Sana güvenmesem seninle aynı yola çıkmam.

Ancak, birbirimize güvenmemiz, unutmamızı ve yanılmamızı engellemiyor!

Oysa ki, yazılı anlaşmalar ve belgeler sadece iki kişinin birbirine olan hukukunu korumanın yanında, üçüncü kişilere karşı da sağlam birer dayanaktır.

Yazılı belgeler, şeytanın vesvesesi ile karar değiştirmenin, başkalarının fitnesi ile işlemden ve borçtan caymanın, gelişen yeni şartlara göre tavır değiştirmenin önüne geçmesi açısından da çok önemlidir.   

Birçoğumuz borç verirken erindiği için yazma gereği duymaz, ya da borç alanın darılıp gücenmesinden çekindiği için teklif edemez.

Bu durumda ayette de vurgulandığı gibi borç alanın yazdırması iyi bir tercih olabilir. Böylece borç verenin çekinceleri bertaraf edilmiş olabilir.

Yine ayette vurgulandığı gibi sadece borcun tutarının değil, geri ödeme vadesi ve şartlarının yazılması da önem arz etmektedir.

Sadece borç tutarının yazıldığı ancak geri ödeme vadesinin ve şartlarının belirsiz bırakıldığı bir anlaşma eksiktir ve ihtilafa neden olma potansiyeli barındırır.

Ticari hayatta şirketlerin ve şahısların mağduriyetine neden olan ve parasal kayıpların yanında dostlukların ve ilişkilerin zedelenmesi ile sonuçlanan işlerin birçoğu taraflar arasındaki ihtilaflardan kaynaklanmaktadır. Bu ihtilaflar da yazılı anlaşmaların bulunmamasından ya da bulunsa dahi anlaşmaların yetersizliği ve belirsizliği nedeniyle oluşmaktadır.

Borç ve vadeli alışveriş işleminde taraflar, aralarında yazılı bir metin oluşturamıyorsa, senet ya da çek gibi ödeme araçlarını karşılık olarak almalı, bu da yapılamıyorsa borç verme işlemi bankalar üzerinden hesaplar arası gerçekleştirilmelidir.

Böylece verdiğiniz borç yazılı hale gelecek ve bankayı da bu borcun verilmesine şahit tutmuş olacaksınız.

Ticari ve içtimai hayatın sağlıklı temeller üzerine kurulması, hem şirketler hem de bireyler için sadece sayısal başarılarla değil, güveni tesis ve takviye edecek, ihtilafları bertaraf edecek prensiplerin de uygulanması ile sağlanabilir.

Yüksel Keleş