İslami Finansın Tarihsel Gelişimi – II

İslami Finansal Sistem ve Para Vakıfları

Osmanlı İmparatorluğuna özgü bir uygulama olarak ortaya çıkan para vakıflarının ilk uygulamalarının zamanı kesin olarak bilinmemekle birlikte, 15. Yüzyıldaki kaynaklarda II.Murat ve Fatih Sultan Mehmet’in döneminde kurulan para vakıflarına rastlanmaktadır. 16yy. da para vakıfları tüm Osmanlı coğrafyasında yaygın olarak faaliyet göstermeye başlamıştır.

Geleneksel gayrımenkul vakıflarından farklı olarak para vakıflarında vakfedilen malın tamamı ya da bir kısmı nakit olabilmektedir. Daha ziyade nakit paraların vakfedildiği ve yaygınlık kazandığı görülmektedir.

Paranın vakfedilmesi konusunda fıkıhçılar arasından Osmanlı’dan buyana gelen tartışma günümüzde de devam etmektedir. “Sekizinci yüzyılda İmam Ebu Zufer’in para vakıflarının ana sermayesinin mudarabe yoluyla işletilmesi ve elde edilen gelirin vakfın esas amacı doğrultusunda kullanılması yönündeki tavsiyesi gerçek hayatta pek uygulama alanı bulamamıştır. “

Osmanlı İmparatorluğunda para vakıflarına şiddetli karşı çıkanlardan birisi, belki de ilki, Çivi-zade Muhyiddin Efendi (ö. 954/ 1547)’dir. Zamanın şeyhülislamı Ebussuud Efendi (ö. 982/1574) bu duruma müdahale ederek, asırlardır halkın faydasına çalışmış ve yerleşmiş olan
vakıf müessesesinin lüzumunu açıkladı. Burada fıkhi tartışmalara çok fazla girmeden bu vakıfların kuruluş ve işleyişlerine göz atabiliriz.

Para vakıflarının sermayesi hayırsever şahıslar tarafından vakfedilmekteydi. Vakfedilen para geri alınmaz, vakıf mütevellileri tarafından her yıl işletilerek gelir elde edilir, bu gelirler vakfın amacına uygun olarak değerlendirilir, harcamalardan kalan kısım ise vakfın sermayesine katılarak bir sonraki yıl için kullanılırdı.

Osmanlı döneminde çok sayıda irili ufaklı para vakfının faaliyet gösterdiği bilinmektedir. Bu kadar çok sayıda vakfın olmasında bir takım sebepler bulunabilir. Her şeyden önce Osmanlı’da  şahıslar üzerinde ciddi sermaye birikimleri oluşmadığı için şahısların bağışları ile kurulan vakıfların sermayelerinin de düşük ve yerel nitelikte kaldığı kanaatindeyiz. Şahısların birleşerek daha büyük sermaye gurupları oluşması yönünde bir vakıf uygulamasına da rastlanmamaktadır.

Para vakıflarının sayıları ile ilgili bir fikir edinilmesi açısından Muraç Çizakça’nın Bursa para vakıfları üzerinde yaptığı çalışmalarda 1667-1805 yılları arasında 1563 para vakfının, İsmail Kurt’un İstanbul mahkeme kayıtlarında yaptığı çalışmalarda ise 451 yıllık dönemde 3951 para vakfının faaliyet gösterdiğini öğreniyoruz.

Para vakıflarının işleyişi ve fon kullandırma yöntemleri şu şekilde açıklayabiliriz;

Para vakıfları mütevelliler tarafından işletilmektedir. Paranın işletilme yöntemi olarak genellikle; muamele-i şer’iyye, beyy işlemleri, karz-ı hasen ve mudarabe, bidâa ana başlıklarında toplanabilir.

Eğer vakıf kuruluşunda Nukud-ı mevkufenin nasıl işletileceği konusunda bir yöntem belirtilmemiş ise, vakıf yöneticileri olan mütevelliler günün şartlarına göre yukarıda belirtilen yöntemlerden biri ya da birkaçını uygulamaktadırlar.

  • Muamele-i Şer’iyye (Murabaha) yöntemi: Muamele-i Şer’iyye fıkıh kitaplarından bey-ul-ıyne olarak bilinen işlemin Osmanlıdaki uygulaması olarak ifade edilmektedir. Bu işlem ribaden kaçınmak için kullanılan bir yöntem olarak bilinmektedir. Fıkıhta örtülü faiz olarak da tartışma konusu olan bu işleme bazı fıkıhçıların cevaz verdiği bilinmektedir. Bu işlemle kişi faize bulaşmaktan kurtulup ihtiyacı olan parayı elde edebilir.

İki ya da 3 kişi arasında gerçekleşen bu işlemde paraya ihtiyacı olan kişi, parası olan bir kişiden 1 yıllığına veresiye aldığı bir malı aynı kişiye ya da 3. Bir şahsa peşin satarak bir yıl vadeli borçlanmış olur. Bu işlemle sermaye sahibi dolaylı bir işlemle bir yıl vadeli borç vermiş olur.

Muameley-i Şer’iyyede uygulanacak kar oranları ise ona onbir, ona oniki (%10 ile %20) aralığında değişmekle birlikte ona onbirbuçuk (%15)’un üzerine çıkılmaması yönünde devletin kadılara sık sık tavsiyelerde bulunduğu bilinmektedir.

İşlemlerin vadesi konusunda bir sınırlama olmamakla birlikte genellikle bir yıl süre ile yapıldıkları görülmektedir.

Bu işlemler ancak belirtilen usüllerde ve kadıya tescil edilmek suretiyle geçerli kabul edilmekte, aksi uygulamaların dava edilemeyeceği ve borçludan talep edilemeyeceği belirtilmektedir.     

  • Bey’ işlemleri : Lügat manası satmaktır. Dört alt işlemden oluşmaktadır. Malın malla satımı (Trampa), malın ücret karşılığı satılması (yaygın uygulama), paranın para ile satışı (sarf) ve peşin para ile veresiye mal satımı (Selem).

2a) Bey’ Bat: peşin satış olarak bilinen bu uygulama para vakıflarında fazlaca raslanan bir yöntem değildir.

2b) Bey’ bi’l-Vefâ : Geri alım şartıyla satıştır. Özellikle verilen krediye karşılık bir teminat oluşturmak amacıyla başvurulan bir yöntemdir.

2c) Bey’ul-istiğlal : Kiralama şartıyla yapılan satıştır. Bey’ bi’l-Vefâ işleminde eğer malı satan kişi o malı sattığı kişiden kiralarsa buna denir.

  • Karz-ı Hasen : Faizsiz ödünç verme anlamına gelen bu uygulama İslamiyetin tavsiye ettiği, ihtiyaç sahibinin ihtiyacının giderilmesine yönelik borç verme işlemidir. Borç veren bir menfaat beklemez.
  • Mudarabe ve Bidâa : Mudarabe emek sermaye ortaklığıdır. Bir taraf emeğini (Paraya ihtiyacı olan) diğer taraf ise (Para vakfı) sermayesini koyarak ticari ortaklık yapmaktadır. Elde edilen gelir taraflar arasında önceden belirlenen oranlarda pay edilmektedir. Bu uygulama uzun vadeli, güvene dayalı bir işlem olması ve elde edilecek karın önceden tahmin edilememesi nedeniyle para vakıflarında pek uygulama alanı bulamamıştır. Ayrıca mudarabe deki belirsizlik ve zarar riski mütevellilerin hayır amaçlı bu vakıfların sermayesini koruma güdüsüyle uzak durmalarına neden olmuştur.   

Murat Çizakça’nın Bursa para vakıfları üzerinde yaptığı çalışmalarda bu vakıflardan sadece dört tanesinin mudarabe uygulaması yaptığını göstermektedir.

Bidâa yöntemi ise işletilen paranın karının tamamı vakfa bırakılmaktadır. Bu durumda vakıftan parayı alan kişi bu işi hayır amaçlı yapmakta, vakfa fayda sağlamaktadır. Bu yöntemin de uygulamada kabul gören bir işlem olmadığı bilinmektedir.

Yukarıda belirtilen usuller çerçevesinde faaliyet gösteren para vakıfları, Osmanlı siteminde yaygın olan vakıfların fonksiyonlarından farklı ihtiyaçları görmesi bakımından ayrı bir öneme haizdir. Geleneksel vakıflar Osmanlı toplumunda altyapı, bayındırlık, dini ve kültürel hizmetler, eğitim sağlık, sosyal güvenlik ve dayanışma-hayır hizmetleri yaparken para vakıfları şahısların ve tüccarların faize bulaşmadan para ihtiyaçlarını karşılama vazifesi görmüştür.

Ayrıca para vakıflarının belirli bir getiri oranı üzerinden işlem yapmaları (Ortalama %15), yaygın bir şekilde ülke genelinde bulunmaları ve ulaşılabilir olmaları, kredi müessesenin kurumsallaşmasına ve para arzının yaygınlaşmasına vesile olmuş, bir nevi günümüz bankacılık sisteminin fonksiyonlarını icra etmiştir.

Para vakıfları Osmanlı toplumunda zamanla fonksiyonel bir gelişim göstererek aynı bölgede yaşayan kişilerin ihtiyaçlarını (Vergi ödemelerine yardımcı olmak gibi ) karşılayan avarız vakıfları, esnaf dayanışmasını ve ihtiyaçlarını gören esnaf sandıkları, yetimlerin mallarını güvenli bir şekilde koruma amacı taşıyan eytam sandıkları ve yeniçerilerin kendi aralarında dayanışması amacıyla kurulmuş orta sandıkları şeklinde de faaliyet göstermiştir.   

Yüksel Keleş