İktisadi Hayat ve Helal Kazanç

İslam iktisadı helal kazanç üzerine kuruludur. Müslümanların birbirleri ile olan tüm iktisadi ilişki ve muameleleri helal kazanç ilkesi çerçevesinde şekillenir. Her Müslüman fert, kendisinin ve geçimini sağlamakla yükümlü kimselerin nafakasını kazanmakla mükelleftir. Bu mükellefiyet mutlak manada helal yollardan olmalıdır.

Yüce Rabbimiz, insanın geçimini ve rızkını temin edecek helal yol ve yöntemleri göstermiş, nimetlerinden hangilerini tüketip tüketmeyeceği konusunda da sınırlamalar getirmiştir. Bu çerçevede helal olmak kaydıyla her kul, rızkını temin edecek imkânlarla mücehhez kılınmış, dünya, Yüce Yaratıcının “Rezzak” ismi şerifi ile insanlığa fazlasıyla yetecek nimetlerle donatılmıştır.

Allah Teala bir ayette; “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.” (Nisa, 4/29.) buyurarak Müslümanlar arasında ticaretin ve helal kazancın nasıl olması gerektiğini belirtirken, diğer bir ayette; “Artık Allah’ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetine şükredin.” (Nahl, 16/114.) buyurarak nimetlerin tüketimindeki kriterleri ortaya konmuştur.

Rasulüllah (s.a.s.) da bir hadisinde; “Helali aramak, her Müslümana farzdır.” (Mu’cemü’l-Evsat, no: 8605.) buyurarak helal kazanç elde etmenin bir keyfiyet değil zaruret olduğunu, Müslümanın bu konuda gayretli olması gerektiğini bildirmiştir. Yine bir başka hadis-i şerifinde Peygamberimiz; “Şüphesiz Allah Teala, helal rızık arama yolunda kulunu yorgun düşmüş görmekten hoşlanır.” buyurarak, rızık temininde önüne gelene razı olmak yerine helal rızkın peşine düşmenin faziletini bildirmiştir.

Helal kazanç ve maneviyat

Helal kazanç, Müslümanın maneviyatı üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu konuda Peygamberimizden rivayet edilen şu hadis, haram kazanç ve lokmanın kişinin ibadetlerine ne derece olumsuz etkisi olduğu konusunda güzel bir örnek teşkil etmektedir; “Bir kimse saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış bir vaziyette, ellerini gökyüzüne kaldırarak: ‘Ya Rabbi, ya Rabbi, diye dua eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, kendisi haramla beslenmiş olursa, duası nasıl kabul edilir?” (Müslim, Zekât, 65.)

Bu hadis-i şeriften de anlaşılacağı üzere kişinin ibadetlerinin ve dualarının kabulünün temelinde helal kazanç ve helal tüketim vardır.

İslam’da helal kazanç ve ticaretin esasları

İslam’da helal kazancın çeşitli yolları vardır. Bunlar; ticaret, ziraat, sanat, ücret karşılığı çalışma, kira geliri elde etme olarak sıralanabilir. Peygamberimiz (s.a.s.) en temiz ve üstün kazanç için kişinin elinin emeği ile kazandığına vurgu yaparken, kazancın bereketi ve fazlalığı için, “Rızkın onda dokuzu ticarettedir.” buyurarak ticari faaliyete vurgu yapmıştır. Kişi rızık temininde hangi yolu seçerse seçsin hepsinde emeğini ortaya koymakta, çalışıp çabalamaktadır. Bir mülkü veya araç gereci kiraya vererek gelir elde edenler dahi bunları elde etmek için bir dönem emeklerini ortaya koymuşlardır. Bunlardan elde edilen gelirler de emek karşılığı elde edilmiş sayılabilir.

Çalışmayı bir ibadet olarak kabul eden dinimiz, kişinin çalışıp çabalamasını, rızık peşinde koşmasını, bu konuda cesaret göstermesini teşvik etmiş, helal olsa bile birilerinden gelen yardım, zekât ve sadakalara bel bağlamayı hoş görmemiştir. Müslüman her şeyden önce rızık mücadelesinde; “Gelsin de nereden gelirse gelsin. Kazanalım da nasıl olduğu önemli değil.” mantığı ile değil, “Nasıl helal kazanırım, helal kazancın yolları hangileridir?” düşüncesi ile hareket etmeli, iş ve meslek seçimini buna göre yapmalı, işini yaparken de helal kazanç prensiplerini dikkate alarak hareket etmelidir.

Helal kazanç için iş ve meslek seçiminin önemi

Helal kazanç için yapılacak ilk iş meslek seçimidir. Kişi rızkını temin için İslam’ın uygun bulduğu işi seçmek zorundadır. Bunun için de İslam’da helal ve haramlar iyi bilinmeli, yapacağı işin haram fiillere bulaşıp bulaşmadığı araştırılmalıdır.

Bir işyeri açmak ya da şirket kurmak için mevcut ticaret kanunlarını araştıran ve dikkate alan, gerekli evrakları hazırlamak ve temin etmek için mali müşavirle çalışan, işlerini sürdürürken cezai sorumluluk gerektiren işlemlere bulaşmamaya özen gösteren bir Müslüman, iş kurarken ve yürütürken de İslami hassasiyetlere aynı özeni göstermek zorundadır.

Hz. Ömer’in çarşı ve pazarda, “Çarşımızda ancak ticaret konusunda bilgi sahibi olanlar alışveriş yapabilirler, aksi hâlde kişi istese de istemese de faize girer.” buyurması, başka bir rivayette yine Hz. Ömer’in “Dinî konularda bilgisi olmayan bizim pazarımızda alışveriş yapmasın.” sözü ticari faaliyete başlamadan önce kişinin yapacağı işi İslami açıdan iyice araştırması ve alışverişle ilgili kuralları öğrenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

İş ve meslek seçiminde ilk gözetilecek husus, İslam’ın haram saydığı işler ve tüketilmesini haram kıldığı ürünlerle ilgili faaliyetlerdir. İçki satışı yapmak, şans oyunları oynatmak, kumarhane işletmek, haram işlenmesine vesile olacak iş yerleri işletmek, buralarda çalışmak örnek olarak sayılabilir.

Bu faaliyetler üzerinden rızık temin etmek haramdır. Bu husus gözetilerek iş ve meslek seçimine dikkat etmek gerekir.

Helal işten haram kazanca

Gözetilecek ikinci husus ise helal kabul edilen işleri yaparken işe haram bulaştırmamaktır. Ticaret yaparken ölçüye ve tartıya hile karıştırmak (hırsızlık), sözleşmelere uymamak, satılan mal ve hizmetlerde malın ayıbını gizlemek, mal ve hizmette olmayan özellikleri varmış gibi göstermek, vaat edilen zamanda malı ve hizmeti teslim etmemek, borcu vadesinde ödemeyerek alacaklıyı mağdur etmek, ticareti üzerine yalan yere yemin ederek karşı tarafı kandırmak, rüşvet vermek, işçinin ve çalışanının hakkını tam olarak vermemek ya da gecikmeli teslim etmek türünden davranışlar, helal kazancımıza haram karışmasına vesile olur. Peygamberimiz, “Bizi aldatan bizden değildir.” buyurarak ticarette ve muamelatta karşı tarafın aldatılmasının yanlış olduğunu vurgulamış, güveni sarsacak ve yıkacak davranışlardan hem ticarette hem de tüm hayatımızda uzak durmamızı tavsiye etmiştir.

Helal kazanmak yetmez!

Müslümanın helal kazanması yeterli değildir. Kazancını da zekât vererek arındırması gerekir. İslam’ın beş şartından biri olan zekât, zenginin malı içinde fakire verilmesi gereken bir haktır. Siz bu hakkı teslim etmez iseniz, tastamam helal bir işten elde ettiğiniz gelirinizin içine haram karıştırmış, nefsinize ve ehlinize haram yedirmiş olursunuz.Hak olan miras malları da İslami prensiplere uygun olarak taksim edilmediği takdirde varisler için haram bir kazanca dönüşmektedir.Yine helalinden kazandığınız mallar ve nimetler haram işlerde kullanıldığında, haram mal ve hizmetler tüketildiğinde kazancınız heba olup gitmektedir.

Müslüman, Rabbinden sadece helal kazanç talep etmemeli, helal kazancını helal yollarda ve nimetlerde tüketmeyi de dilemelidir. Alın teri ile kazandığını, kumara ve içkiye harcayan, helalinden kazancını haram işlerde tüketen kişiler de yanlış bir yola girmişlerdir.Ticari faaliyetini devam ettirmek için faizle borçlananlar ve elindeki maddi birikimlerini faizle borç verenler de helal mallarına haram bulaştıranlardır.

Ticaret yapmak dinimizce rızkın en güzel temin yollarından biri olarak övülürken, malı mahveden faizi bu ticarete alet etmek büyük bir hatadır. Bunu yaparken “faiz almak ve vermek zorundaydım” bahanesine sığınmak doğru değildir. Neyin zaruret olduğunu iyi araştırmak gerekmektedir.
Sözümüzü Peygamberimizin sabah namazından sonra yaptığı güzel dua ile nihayetlendirelim;
Allahım! Senden faydalı ilim, temiz ve helal kazanç, kabul görmüş amel isterim.”

Not: 2013 yılında Diyanet Dergisinde yayınlanmıştır.