GARAR İLE MODERN FİNANSTAKİ RİSK TEORİSİ ANALİZİ

GARAR

İslam ansiklopedisindeki tanıma göre garar, akdin haksız kazanca yol açacak ölçüde kapalılık taşımasını ifade eden fıkıh terimi olarak ifade edilmektedir. 

Garar yasağına delil teşkil eden ayetler batıl yollarla müslümanların birbirlerinin mallarını yemesini yasaklayan ayetlerdir. Bunlardan biri de Nisa suresi 29. Ayettir;

Müminler, mallarınızı aranızda uydurma (batıl) yolla değil, karşılıklı rızaya dayalı ticaretle yiyin de kendinizi öldürmeyin; Allah size karşı çok merhametlidir.”

Ayette malların değişimi ve ticareti ancak karşılıklı rızaya dayanması şartına bağlanmıştır.  

Kastedilen şeyin belirli olmadığı, tesliminde aciz kalınan, tesliminin mümkün olup olmadığı bilinmeyen, elde edilmesi meçhul olan, şüpheli olan her türlü işlemde garardan söz etmek mümkündür. 

İslam hukukunda ağırlıklı alım satım akitlerinde işlenen garar; kira, iş ve borçlanma akitlerinde de gündeme gelebilir. Sudaki balığın satılması, kaybolmuş eşyaların satış konusu yapılması garara örnek olarak gösterilebilir. Burada cehalet kavramına da değinmekte fayda vardır. Garar ve cehalet birbiriyle karıştırılmaması gerekir. Garar akdin konusuyla ilgili belirsizliği, cehalet ise bilinmezliği ifade eder. Garar elde edilip edilmeyeceği bilinmeyen, cehalet ise elde edilmesine dair belirsizlik olmamakla birlikte vasıfları bilinmeyen şeyi ifade eder.  Kaybolmuş bir eşyanın satışı garar içerirken, tesliminde sorun olmayan eldeki malın, alıcı tarafından vasıfları bilinmeden satın alınmasında cehalet vardır.   

Garar, selem ve istisna akitleri hariç hem tek taraflı hem de iki taraflı borç yükleyen akitlerde sözkonusu olabilir. 

Peki! belirsizlik içeren ve garar olarak kabul edilen akitlerdeki belirsizliğin oranı nedir? Her türlü belirsizlik garar olarak değerlendirilebilir mi? Ya da belirsizliği bertaraf edecek önlemlerin ve şartların konduğu akitler de garar kapsamında değerlendirilebilir mi?

 Kısaca aldanmanın yüksek olduğu satışlarda garardan söz edebilecekken, aldanma ve belirsizliğin düşük olduğu akitlerin geçerli olabileceği değerlendirilmiştir. Yazı tura atılmasında olduğu gibi %50 belirsizlik içeren işlemler, bir taşın atılması ile isabet edecek malın satılması, numara çekmek suretiyle satış miktarının ve fiyatının belirlenmesi gibi mutlak belirsizlik içeren tamamen şansa dayalı işlemlerde garar vardır.  

Gararla ilgili değerlendirmeler, mezhepler arasındaki görüşler, zamana, şartlara ve işlemin içeriğine göre farklılaşabilmektedir. Ancak, burada değişmeyen, önemli olan husus ise Müslümanlar arasındaki emniyetin, adaletin, hakkaniyetin sağlanması ve bu kavramları zedeleyecek, kişiler arasında sorunlara ve anlaşmazlıklara yol açabilecek, hak ve hukuk ihlali oluşturacak her türlü işlemin önüne geçilmesidir. İslam,  kardeşliğin korunmasını sağlarken sömürünün ve adaletsizliğin engellenmesini amaçlamaktadır. 

İslam yüksek risk içeren ve belirsizlikten doğan kazancı yasakladığı gibi hiç risk üstlenmeden elde edilen faiz kazancını da yasaklamıştır.  Garar içeren sözleşmelerde normalde elde edilecek kazanca ilave olarak taraflardan birine sağlanan ileve bir kazanç vardır ki kişinin emeği ya da malın vasıflarından değil belirsizliğin içerdiği riskten kaynaklanmaktadır. İlke olarak, risk ve riskin sıfırlanması kazanç sebebi de kazanç engeli de olmamalıdır.

MODERN FİNANSTAKİ RİSK KAVRAMI 

Sözlük anlamı olarak risk, bir zarara uğrama tehlikesi, zarar görme olasılığı olarak ifade edilebilir. Teorik olarak beklenen değer ile gerçekleşen değer arasındaki olumsuz sapmayı içerir. 

Risk, ticari hayatın doğasında bulunan, kişilerin ya da işletmelerin kaçınmak istediği, ya da bir takım önlemlerle sınırlandırmak, azaltmak istediği bir kavramdır. Risk iki şekilde ortaya çıkabilir. Ya kişi ve işletmelerin kararları sonucu, ya da dışarından gelen etkenlerle. Kısaca ifade etmek gerekirse buna içsel ve dışsal riskler diyebiliriz.

İçsel riskler kişilerin veya işletmelerin kendi davranışlarının ve kararlarının sonucu ortaya çıkar. Yanlış kararlar risk doğurabilir. Ya da bilerek ve isteyerek risk alınabilir. Riskin iradi olarak alınması da iki şekilde olabilir; ya kişiler kararlarının sonucu olan riskleri öngürür, hesaplar ve tedbirlerini alırlar ya da tamamen şansa dayandırırlar. Bir tacirin piyasa fiyatlarının dönemsel artışlarını hesap ederek maliyetlerini düşürmek amacıyla düşük fiyattan büyük miktarda hammadde alımı yapması bilgi ve tecrübeye dayalı bir risk alma iken, faaliyet konusu olmayan bir malı piyasadaki duyum ve spekülasyonların etkisi ile yüksek kazanç umarak satın alması hesapsız risk alma olarak değerlendirilebilir ve yüksek belirsizlik içerdiği için garar vardır.  

Dışsal ya da dış kaynaklı riskler ise ülke ekonomisinde, faaliyet gösterilen sektörde, kişi ya da işletmenin ilişkili olduğu taraflardan kaynaklıdır. Bu riskleri önleme noktasında kişi ya da işletmelerin yapacak bir şeyleri olmamakla birlikte riskin ortaya çıkması sonucu doğacak zararları telafi, tazmin, sigortalama gibi tedbirler alabilirler.  

1660 yılında Blaise Pascal risk kavramı üzerine öncü çalışmalar yapmış ve şüpheli belirsizlikleri hesaplanabilir risklere dönüştürmeye çalışmıştır. Onun ortaya koyduğu “beklenen değerler” kavramı modern risk teorisinin olıuşumuna katkı sağlamıştır. Pascal belirsizliğin, insanların inançlarından ve cesaretlerinden kaynaklandığını, hesaplanabilen risklerin ise bilgi, hesaplama ve güvenilir senaryolara dayandığını ortaya koymuştur. 

Modern finansal riskler; faiz riski, kur riski, fiyat riski, operasyonel risk, likidite riski olarak sayılabilir. Bu riskler kişi ve işletmeler tarafından kısmen yönetilebilir riskler olup, riskten korunma yöntem ve teknikleri ile zarar ya tamamen ortadan kaldırılabilir ya da kısmen önlenebilir. 

Ticaret doğası gereği risk içerir. Kişiler ya da işletmeler kar amacı güderek ticari faaliyette bulunurlar. Bu faaliyetleri gerçekleştirirken de riski ve kaybı en aza indirecek tedbirleri alarak hareket ederler. Ancak tüm tedbirlere ve riskten kaçınma davranışlarına rağmen zarar gerçekleşebilir. Bundan kaçınmanın imkânı yoktur. Malın zayi olması, ürünlerin çalınması, alacağın tahsil edilememesi, doğal afetler, hesap hatalarından kaynaklanan kayıplar gibi riskler ticaretin doğasının bir sonucu olup mutlak kaçınmak mümkün olmamakla beraber zararları azaltma ve korunma imkânları ile kayıpların bir kısmının önüne geçilebilir. İslam dini, ticaretin doğası gereği faaliyetlerin sonucunda ortaya çıkacak olan zarar riskini üslenmeyi helal saymıştır.  

Kişilerin ya da işletmelerin ana amacı ticari faaliyetin sonucu olan kar/zarar riski dışınca risk almamak ya da en azından hesaplanabilir, ölçülebilir riskler almaktadır. İslam dini ilkesel olarak insanların ticaret yaparken riskten kaçınmalarını hem kendilerini hem de karşı tarafı zarara uğratacak sonu belirsiz ve hesaplanamayan işlemler yapmamalarını ister. Bu çerçeve de garar içeren şansa ve belirsizliğe güvenerek kazanç peşinde koşmak, iktisadi faaliyet ve anlaşmaları bu zaviyeden yapmak yasaklanmıştır. 

Modern finansal enstrümanlar olan vadeli döviz alım satım işlemleri, opsiyon, future ve swap işlemleri eğer spekülatif amaçlarla kullanılırsa kayıp ve kazançlar ciddi boyutlara ulaşabilir. Tüm bu işlemler iki taraflı sözleşmeler olduğu için, sonuçları iki taraftan birinin mutlak zararına neden olabilir. Ancak bu sözleşmeler zahmet çekmeden kolay bir kazanç elde etme amacı güdülerek değilde yukarıdaki bahsettiğimiz ve firmanın dışında gerçekleşen risklerden korunma (Hedging) amacıyla ve sonuçları iyi hesaplanarak yapılırsa zararı önleyici ya da azaltıcı etki doğurabilir. Hatta bu tür riskten kaçınma ve belirsizliği azaltıcı işlemler her iki tarafın ya da en azından şirketlerin zararlarını önlemeye matuf olarak tavsiye dahi edilebilir. Amaç iktisadi faaliyetlerden kaynaklı belirsizliği ve bu belirsizlikten doğan zararları azaltmaktır. Bu da tarafların ticari faaliyetlerini daha güvenli ve hesaplanabilir kılar.

Buna verilebilecek bir örnek vadeli döviz alım satım (Forward) işlemleridir. Eğer ithalatla uğraşan bir tacir yurdışından getirdiği malı iç piyasaya Türk lirası olarak satıyorsa kurdan kaynaklanan bir risk taşımaktadır. Bu kişi eğer kur riskini azaltacak önlem olarak vadeli döviz alım işlemi yaparak borcunu ödeme kapasitesini korumaya çalışırsa güvenli şekilde ticaret yapma imkânı bulabilir. Ama dış ticaretle ilgisi olmayan bir inşaat firması, piyasadaki yüksek döviz kuru hareketlerinden faydalanmak ve aşırı kâr elde etme gayesiyle bu işlemi yaparsa ciddi bir zarar riskini de üstlenmiş olur. 

Spekülatif ve zahmetsiz kazanç elde etmek amacıyla kişilerin, ticari nitelik taşımayan işlem ve sözleşmeleri finansal enstürümanlar kullanmak suretiyle gerçekleştirmesi İslamın ruhuna ve ticaret anlayışına uymayan bir davranıştır. Bir terzinin yüksek kazanç gayesi ile emtia piyasalarında vadeli metal alım satım kontratları yapması süpekülatif amaçlı yüksek risk içeren bir faaliyet olarak değerlendirilebilir. Yine kendi faaliyet alanı olsa dahi bir döviz bürosunun 1 birim para ile 10 birim, 100 birim işlem imkanı sağlayan ve tamamen süpekülatif amaçlı kaldıraçlı işlemler yapması da yüksek belirsizlik ve kayıp riski taşımakta olup, kaçınılması gereken işlemlerdir.  

Burada ayırdedici nokta; finansal enstürmanların tek başlarına kullanımlarından ziyade ne amaçla kullanıldıklarıdır. Eğer tacirler bu işlemleri ticari faaliyetlerindeki belirsizliği azaltmak ve muhtemel risklerden korunmak amacıyla yapıyorlarsa kabul edilebilir ve dahi tavsiye edilebilir. Ancak yukarıdaki örneklerde de belirtildiği gibi yüksek ve zahmetsiz kar amacıyla yapılıyorsa uzak durulmalıdır.   

Müslüman, ticari faaliyetlerinden kaynaklanan normal ve kanaatkar bir kâr gayesi ile ticaret yapmalı, her işleminde karşı tarafın hakkını gözetmeli, bu ticaretten doğabilecek zarar riskine de razı olmalıdır. Bunun dışında yüksek kazançlar elde etme yoluna girmek, bu amaçla ticari enstürümanları ve sözleşmeleri, garar içerecek riskli işlemlerde kullanmak, riskli işlemleri ticaret görüntüsü altında yapmak, Müslümanın davranış tarzı olamaz.  

Sonuç olarak; garar içeren iş ve işlemler ile emek ve zahmet harcamadan kazanç sağlamak ve hiç ticari risk almadan faiz geliri elde etmek İslâmın yasakladığı iki kazanç kapısı iken, teşebbüs riski üslenmek suretiyle ticari faaliyette bulunmak helal sayılmış ve tavsiye edilmiştir. 

Yüksel Keleş