FİNANSAL TÜREV ÜRÜNLERİNİN İSLAMİ AÇIDAN TAHLİLİ

Giriş

Bu çalışmada Türev işlem ve ürün nedir, türev piyasalar nasıl çalışır, türev piyasaların tarihi ve piyasa ihtiyaç analizi ile türev işlemlerin İslam fıkhı açısından değerlendirilmesi yapılacaktır.   

Türev işlemler, son dönemde küresel ekonomik sistemin gelişmesi ve finansal piyasaların derinleşmesi ve karmaşıklaşması ile yaygın şekilde kullanılmaya başlamıştır. Bu ürünler farklı amaçlarla ortaya çıkmış ve kullanılmaya başlanmıştır. Bu amaçlardan biri finansal risklerden korunmak iken, diğer amaçlar spekülatif işlem ve kazanç sağlamaktır.

İslam Alimlerinin, bu ürünlerin caiz olup olmaması açısından iki farklı görüşe ayrıldığı görülmektedir. Birinci ve ağırlıklı görüş; bu ürünlerin caiz olmadığı, ticari bir amaç dışında süpekülatif işlemler olduğu, garar içerdiği,  taraflardan birine haksızlığa neden olduğu için caiz olmadığıdır. İkinci görüş ise; ticari faaliyetlerden oluşan risklerden korunmak için bu işlemlerin fıkhen caiz olabilecek formda sözleşmelerle yapılabileceği yönündedir. Piyasa da fetva almış uygulamalar da ikinci görüşe uygun şekilde yapılmaktadır.   

Türev ürün ve türev işlem nedir?

Türev işlem; iki iş günü ve sonrasındaki bir tarihte teslimi söz konusu olacak bir varlığın (döviz, faiz, mal) vadesi, miktarı ve fiyatının bugünden belirlenerek sözleşmeye bağlandığı işlemlerdir. Türev ürünler ise getirisi başka bir varlığın getirisinden türetilmiş araçlar olarak tanımlanmaktadır. Forward, future, swap ve opsiyon bu tür işlemlerin en bilinenleri ve en çok kullanılanlarıdır. Bu araçlar; döviz, faiz, altın gibi her türlü kaynak üzerinden türetilebilir.

Mali piyasalar temelde atıl fon sahibi olan piyasa aktörleri ile fon gereksinimi duyan tarafları bir araya getirme amacı ile kurulmuştur. Bu piyasalardaki temel oyuncular, hane halkı, kamu, özel sektör ve uluslararası yatırımcılardır. Mali piyasaların büyüme hızı son yıllara damgasını vuran önemli değişikliklere de yol açmıştır.

Mali piyasaları farklı şekillerde sınıflandırmak mümkündür. Bu sınıflandırmalardan biri, piyasaların işlem türüne göre spot piyasalar ve vadeli ürünler piyasası (ya da türev piyasalar) olarak tanımlanmasıdır. Spot piyasalarda ödeme ürün teslimatı sırasında gerçekleştirilir. Örneğin hisse senedi satın alındığında piyasa bedeli ödenir ve hisse teslim alınır.

Vadeli işlemler ve türev piyasalarında ise ödeme ve teslimat genellikle ileriki bir tarihte belirli şartlara bağlı olarak yapılır. Spot piyasa ürünleri baz alınarak geliştirilen finansal ürünlere türev ürünler adı verilir. Türev ürünlerin türetildiği finansal ürünlere dayanak varlık (underlying asset) adı verilmektedir. Türev ürünlerinin performansı dayanak varlıkların sözleşme süresince aldığı değere bağlıdır. Bu piyasalarda ödemeler kontratların içeriğine bağlı olarak ileriki bir vadede ve bazı şartlara bağlı olarak gerçekleşir. Türev sözleşmelerinde de, spot piyasa ürünlerinde olduğu gibi bir alıcı ve bir satıcı taraf mevcuttur. İşlem sırasında genellikle nakit ödeme gerçekleşmeyebilir ancak duruma göre belirli bir teminat ödemesi gerekebilir.

Türev ürünler, organize piyasalarda (exchange traded) ve tezgah üstü (over the counter) piyasalar olarak bilinen iki ayrı piyasa türünde işlem görebilir. Organize piyasalar, hukuki düzenlemelerin olduğu ve standart türev ürünlerin alınıp satıldığı piyasalardır. Chicago Opsiyon Borsası (CBOT), BİST altında çalışan VİOP (Vadeli İşlemler ve Opsiyon Piyasası) gibi piyasalar organize piyasalara örnek olarak gösterilebilir. Bu piyasaların dışında gerçekleşen tüm diğer işlemler aslında tezgâh üstü piyasalarda gerçekleşmektedir diyebiliriz.

  

Türev Ürün Piyasaları Neden Gerekli?

Türev ürün piyasaları birçok amaca hizmet etmektedir. Öncelikle, vadeli işlemler ilerde gerçekleşebilecek belirsizliklerin sürekli fiyatlanması nedeni ile piyasalarda şeffaf bilginin yayılmasına olanak tanır. Dünyanın değişik bölgelerinde oluşan türev ürün fiyatları ve etkileşimleri piyasa katılımcılarına önemli enformasyon sağlamaktadır. Bu ürünlerin en önemli faydalarından biri, dayanak varlıkta ilerde oluşabilecek belirsizlikler için şimdiden bir fiyat belirlenmesidir. Bu sayede, bu ürünler, ilerde gerçekleşebilecek risklerin yönetilmesi açısından oldukça önemli bir sigortalama işlevi görmektedir. Özellikle, likit ve global olarak alınıp satılabilmeleri özelliği türev ürünlerin riskten korunma (hedging) özelliklerini öne çıkarmaktadır. Bu ürünler sayesinde, emtia, ve kurlardan kaynaklanabilecek fiyat riskleri sigortalanabilecektir. Aynı şekilde, faiz swap kontratları ile de firmaların kredi maliyetlerinde oluşabilecek faiz riskleri de sigortalanabilmektedir. Opsiyonlar da yine benzer bir şekilde kur, hisse ve emtia fiyat oynaklıklarının sigortalanması için kullanılmaktadır. Opsiyonlar hem bir risk yönetimi aracı olarak kullanılmakta, hem de gelecek dönemde piyasanın maruz kalacağı oynaklık bilgisini ortaya çıkarmaktadır.

Özet olarak, türev piyasalar sayesinde, gelecek döneme ilişkin beklentilerin piyasa oyuncuları tarafından nasıl fiyatlandığı bilgisi elde edilmektedir. Buna gelecek dönemdeki volatilitenin  nasıl fiyatlanacağı bilgisinin eklenmesi ile türev piyasalar literatürde “fiyat keşfi” (price discovery) olarak adlandırılan faydayı sağlamaktadır.

Bunlara ilaveten, türev ürünlerin belki de en önemli faydası finansal risk yönetimi sürecine doğrudan sağladığı katkıdır. Risk yönetimi finansal riski tanımlama, ölçme ve yönetme sürecidir. Uluslararası düzeyde pekçok firmanın uyguladığı bir strateji olan risk yönetiminin en önemli aşaması finansal risklerin sigortalanması (hedging) aşamasıdır. Finansal türev ürünleri de finansal risklerin sigortalanması aşamasında başvurulan yöntem ve araçları oluşturmaktadır. Türev ürünler sayesinde değişken faizle uzun dönemli kredi borcu olan bir firma oluşabilecek faiz riskini sigortalayabilir.

Örneğin, gelecek beş yıl içinde faizlerin yükseleceğini öngören bir yönetici para swapı anlaşmasına girebilir. Bu anlaşma ile ilerde yükselen faizlerin kurum bilançosunda yaratabileceği hasarları sınırlayacaktır. Bu türev ürün kullanımının en önemli faydalarından biridir.

Türev ürünler, süpekülatif yatırım işlemlerinde de kullanılmaktadır. Örneğin, kurun artışını ya da düşüşünü bekleyen bir yatırımcı, spot piyasadan kur satın almak yerine türev ürünlerde pozisyon alabilir.

Türev ürünlerin tarihçesi ve türev piyasaların gelişimi

Türev piyasaların geçmişi oldukça eskiye dayanmaktadır. Vadeli işlemler ilk çağda tarım toplumunun ihtiyacını karşılamak için ortaya çıkmıştır. Bu işlemleri ilk gerçekleştiren kişi M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış Thales’tir. Thales, astroloji ve matematik bilgilerini birleştirerek bir sonraki yılın zeytin rekoltesinin iyi olacağını öngörmüş ve zeytin sıkma atölyeleriyle, gelecek sezonda kendisi için çalışmaları karşılığında depozito ödeyerek anlaşma imzalamıştır. Gelecek sezonda mahsul iyi olduğu için zeytin atölyelerine olan talep hızla artmıştır. Önceden anlaşma yaptığı atölyeleri yüksek fiyattan kiraya veren Thales kazanç sağlamıştır. Yapılan bu anlaşmanın zeytin hasadının opsiyonlu satışı olduğu görülmektedir.

Organize borsalarda işlem gören türev sözleşmelere benzer ilk uygulama, 1697 yılında Japonya’da ortaya çıkmıştır. Japon feodal sisteminde toprak sahipleri pirinç üretimlerini teminat göstererek ekonomide para gibi kabul gören alındı sertifikaları çıkarmışlardır. Bu sertifikaların değerlerinin pirinç fiyatlarındaki oynamalara göre değiştiğinin gözlemlenmesi sonucunda, ilk türev işlem piyasası olan “Dojima Pirinç Piyasası” oluşmuştur. Ancak bu sertifikalar fiziki pirinç teslimatına izin vermediğinden, zamanla pirincin spot ve türev piyasalarda oluşan fiyatı arasındaki ilişki kopmuştur ve fiyatı aşırı pahalı hale gelmiştir. Bunun sonucunda 18. Yüzyılda bir süre için Japon hükümetince türev işlemler yasaklanmıştır. Daha sonra fiziki teslimata izin verilen ve günümüz uygulamalarına benzer kurallar içeren daha sıkı düzenlemeler getirilerek tekrar başlatılmıştır.

İlk olarak, Amerika’da buğday işçileri, ağustos aylarında buğdayın piyasaya yayılıp fiyatlarda aşırı dalgalanmalar meydana getirmesini önlemek amacıyla vadeli anlaşmalara gitmişlerdir. 1848 yılında Chicago Borsası (Chicago Board of Trade) piyasasında gelecek sözleşmeleri işlem görmeye başlamıştır. Bu yıllarda kontratlar buğday, mısır, soya fasulyesi gibi tarımsal ürünlerle sınırlı kalmıştır.

1865’de emtia üstüne ilk vadeli işlem sözleşmesi Chicago Borsası’nda alınıp satılmıştır. Daha sonra altın, petrol gibi doğal kaynaklar üzerine de Futures kontratları yapılmıştır. 1970 yıllarının başında Bretton Woods anlaşması iflas edince doların değerinde aşırı dalgalanmalar olmuştur. 1976’da Chicago Emtia Borsası’nda 90 gün vadeli ABD Hazine bonolarının vadeli işlemleri işleme açılmıştır. Chicago Emtia Borsasının (Chicago Mercantile Exchange) yan kuruluşu olan Chicago International Monetry Market (IMM) piyasasında “Döviz Üzerine Yazılı Futures Sözleşmeleri” ortaya çıkmıştır. 1981’de Eurodolar vadeli sözleşmeleri alınıp satılmaya başlamıştır. ABD dışında ise ancak on yıl sonra, 1982’de Londra’da London International Financial Futures Exchange (LIFFE) kurulmuştur.

Türkiye’de Reel Sektörün Türev Pozisyonu

TCMB verilerine göre 25 Ocak itibarıyla 2.380 firmanın karşı tarafları yurt içinde yerleşik bankalar olacak şekilde türev pozisyona sahip olduğu hesaplanmakta. 2014’ün Ocak ayından itibaren bakıldığında ise toplam 9.416 firmanın bankalarla en az bir türev işlemi olduğu görülüyor. Bu bakımdan türev ürünler firmalar ve finans sektörü tarafından yoğun bir biçimde kullanılmakta.

25 Ocak 2019 itibarıyla firmaların yurt içinde yerleşik bankalarla yapmış olduğu işlemlerin nominal tutarının yaklaşık 231 milyar TL seviyesinde olduğu değerlendiriliyor. Firmaların ağırlıklı olarak takas (swap) işlemlerini kullandığı görülüyor (Grafik 1). Vadeli işlemlerin ve opsiyonların, reel sektör türev ürün kullanımında takas işlemlerini takip ettiği görülüyor. Türev ürünler dayanak varlık bazında incelendiğinde ise işlemlerin önemli bir kısmını, paraya (döviz) dayalı işlemlerin oluşturduğu değerlendiriliyor. Döviz açık pozisyonu ve döviz fazla pozisyonu olan firmaların varlığı düşünüldüğünde türev işlem kullanımında paraya dayalı işlemlerin önemli bir yer tutması şaşırtıcı görünmüyor. Firma kredi kullanımlarının önemli bir kısmının değişken faizli kredilerden oluşması nedeniyle faize dayalı işlemlerin de firmaların türev işlemlerinde önemli bir paya sahip olması beklenir. Nitekim faize dayalı türevlerin de firmalar tarafından faiz risklerinin etkin yönetilmesi açısından yoğun bir biçimde kullanıldığı gözleniyor (Grafik 2).

       Türev Ürünlerin İslam İktisadı ve Fıkhı Açısından Değerlendirilmesi

Türev araçlar, esas varlıklarının değerine (çoğu durumda gerçek varlık) bağlı bir finansal varlık olduğundan, İslami açıdan işlemin geçerliliği için dayanak varlığın mutlaka helal olması gerekmektedir. Bunun için de şu iki koşul karşılanmalıdır; (i) esas alınan varlık ya da emtia fiziksel olarak var olmalı ve satılabilir biçimde mevcut olmalıdır, (ii) satıcının yasal olarak varlığa nihai biçimde sahip olması gereklidir (Bacha ve Mirakhor, 2013, s. 315). Bu iki şart daha çok söz konusu varlığın mülkiyet ve zilyetliği ile ilgili hususlardır. Bunun yanında dayanak varlığın alkol, tütün, silah, faiz gibi İslami açıdan yasaklanmayan varlıklardan olması gerekmektedir.

Türev ürünlerin kullanımı ile ilgili İslâm Alimleri arasında görüş farklılıkları bulunmaktadır. Bunun temelinde bu tür ürünlerin süpekülatif amaçlı kullanımı ve belirsizliğin ve gelecek tarihte oluşacak fiyat dalgalanmalarının bugünden bilinmemesidir. Bu iki unsur, alıcı ve satıcılardan birinin zarara uğraması, aldatılması ya da aldanması yoluyla kişilerin birbirlerinin mallarını batıl yollarla yemesine yol açabilecek uygulamalara dönüşmesi tehlikesidir.

Ancak günümüzde karmaşıklaşan ve gelişen sofistike finansal piyasalarda işlem yapan İslami kuruluşlar ve şahısların, risklerden korunmak ve ticari faaliyetlerini sağlıklı bir şekilde yürütmek amacıyla bu tür finansal türev ürünlerin kullanımının ihtiyaç haline geldiği de görülmektedir. Bu nedenle bu ürünlerin kullanım amacının doğru tesbit edilmesi, ürünlerin sağlıklı bir yapıda işlemesi ve tarafların bu ürünleri ticari faaliyetlerin sağlıklı yürütülmesi için finansal korunma amacıyla kullanılmasının sağlanması gerekmektedir.

“Ancak bu araçların İslami prensipleri ihmal etmemesi için şu kısıtlamalar vurgulanmalıdır;

• İslami bir türev piyasada, borcun borçla satışının yasaklanması temel İslami prensibi ve faize yol açması nedeniyle İslami finansa uygun olmadığı gerçeği göz önüne alındığında, teminatlandırılmış borç yükümlülükleri (Collateralized Debt Obligations-CDO) veya kredi temerrüt swapları (Credit Default Swaps-CDS) gibi dayanak varlık araçları içerilmez.

• İslami bir perspektiften gelen herhangi bir döviz piyasası gerçek ekonomik işlere hizmet etmek için sınırlı olacaktır ve süpekülatif amaçlarla mevcut değildir. Bu da paranın bir emtia değil yalnızca bir değişim aracı olduğu İslam hukuku ilkesine dayanmaktadır.

• İslami türev ürünleri piyasası, dolandırıcı ve ahlak dışı tüccarların açgözlülüğü için değil, ekonominin gerçek ihtiyacını karşılayacak şekilde düzenlenir.

• İslami türev piyasası, kar zarar paylaşım araçlarını tercih eden öz sermaye temelli bir finansal sistem üzerinde daha fazla tasarlanmalı, bu nedenle geleneksel finansal sistemde olduğu gibi türev araçlara başvurma gereksinimi sınırlanmalıdır.”

Servet Bayındır’a göre türev ürün ve işlemlerin fıkhi değerlendirmesi özetle;

“Türev varlıklar finansal piyasalarda birer mal gibi alınıp satılmaktadır. Bu varlıkların bir kısmı ya akde konu olacak nitelikte mal değil ya da mislî niteliklere sahip kıymetli evraktan oluşmaktadır. Bu tür misti malların karşılıksız kredi dışında, yine mislî nitelikteki mallarla vadeli değişimi alım satım değil faizciliktir. Türev varlıklar üzerindeki spekülatif hareketler uluslar arası düzeyde finansal krizlere sebep olabilir. Belli şartlarla gerçekleşen swapın ise borç ödemelerindeki maliyeti düşürücü özelliğinden yararlanılabilir.”  şeklindedir.

Faizsiz finans kuruluşları muhasebe ve denetleme kurumu AAOIFI’nin faizsiz finans standartlarından 1 nolu  döviz ticareti satandardında 2/9 döviz ticaretinde vaadleşmek başlığında konuyla ilgili kararı şöyledir;

“Döviz ticareti ile ilgili olarak (ileri bir tarihte gerçekleştirilmek üzere) her iki tarafı da bağlayan vaadleşme işlemleri kesinlikle yasaktır, haramdır. Böyle bir işlemin döviz kurlarındaki düşüşlerden korunma amacı taşıması bu hükmü değiştirmez. Ancak tek taraflı olarak verilen söz (vaad), söz veren kişiyi bağlayıcı olsa bile caizdir. “

Yine aynı standardın 2/12 nolu finans kurumları aracılığı ile gerçekleştirilen bazı döviz alım satım işlemleri başlıklı bölümünde müşterinin malik olduğu paradan daha fazla hacim ve miktarda döviz/para ticareti yapmasının fıkha göre caiz olmadığı, hatta finans kuruluşunun tanıdığı limit imkanları ile olsa dahi bu işlemleri yapmanın caiz olmadığı ifade edilmektedir.

AAOIF’nin 20 nolu datandardı organize piyasalarda emtia satışı ile ilgili olup, 3/2 başlığında vadeli sözleşmeler (Forward) değerlendirilmiş ve her iki bedelin de vadeli olduğu alım satım sözleşmelerinin alışveriş ve selem lafzı ile kurulsa bile caiz olmadığı belirtilmektedir. Ancak bedellerden birinin vadeli olmasında bir sakınca yoktur.

Yine AAOIF’nin 20 nolu datandardı organize piyasalarda emtia satışı ile ilgili olup, 3/3 başlığında Future işlemleri incelenmiş ve future işlemleri yapmanın caiz olmadığı ifade edilmiş, işlemin ilk yapıcıları olmakla, ikincil piyasalarda bu sözleşmelerin tedavülüne katılmanın hükmü değiştirmeyeceği belirtilmiştir.

Aynı standardın 5/2-2 başlıklı Opsiyonların fıkhi hükmü başlığında belirli bir şeyin belirli bir bedel karşılığında belli bir vadede alım satım hakkı veren ve yalnızca hakkı satan taraf açısından bağlayıcılık söz konusu olan opsiyon sözleşmelerinin caiz olmadığı karara bağlanmıştır. Aynı bölümde opsiyon sözleşmelerinin meşru olabilmesi için bir takım şartların sözleşmelerde olması gerektiği ifade edilmektedir.

AAOIF’nin  swap ile ilgili kararı ise şöyledir; emtia piyasalarında uygulanan şekli ile swap işlemler fıkhen caiz değildir.

Abdullah Durmuş’un Fıkhi açıdan günümüz para ve mübadele işlemleri başlıklı doktora tezinde konuyla ilgili görüş ve tesbitleri ise söyledir;

“Döviz swap işlemi biri peşin diğeri vadeli (forward) iki ayrı döviz satımının aynı sözleşmede birleştirilmesi ile yapılmaktadır. Dolayısıyla döviz forward işlemleri hakkında yapılan değerlendirmeler burada da geçerli olduğu için döviz swap işleminin caiz olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Döviz satım vaadleşmesi, vâkıâda yapılan sözleşmeler ve buna bağlı olarak tarafların üstlendiği yükümlülük ve ticari örf dikkate alındığı zaman gerçekte bir vaadleşme sayılamaz. Diğer yandan bu yöntem, kurun ilgili para birimleri arasındaki faiz farklarına göre hesap edilmesi ve diğer birçok açıdan döviz forward / future işlemi ile aynı mahiyettedir. Dolayısıyla döviz forward ve döviz future işlemlerinin caiz olmadığı görüşünde ileri sürülen gerekçeler döviz satım vaadleşmesi için de geçerlidir. Vadeli döviz işlemlerinin “vaadleşme” yöntemi ile caiz sayılması, tarafları gerçekte caiz bir işlem gerçekleştirdiği zannına sevk ettiği, bu sebeple de meşrû olan diğer alternatifleri araştırmaktan geri bıraktığı için ayrı bir mahzur taşımaktadır

Netice olarak, incelediğimiz günümüz para mübadelesi işlemlerinden peşin olanların genellikle fıkhî ölçülere uygun ve caiz görüldüğünü, vadeli olanların ise fıkhî açıdan cevaza imkan vermeyecek olumsuzluklar taşıdığını tespit etmiş bulunuyoruz.”

Sonuç

Yukarıdaki bilgi ve değerlendirmeler ışığında türev ürünlerle ilgili iki farklı görüş olmakla birlikte ağırlıklı görüş, türev sözleşme ve bu sözleşmelerin yapıldığı ürünlerin kullanımının fıkhen mahsurlu taraflarının çokluğu nedeniyle caiz olmadığı yönündedir.

Finansal piyasaların gelişmesi ve karmaşıklığı nedeniyle ortaya çıkan ve yaygınlaşan türev ürünlerde amacın ne olduğunun da sorgulanması gerekmektedir. Bu tür ürünlere cevaz verenlerin dayandığı görüşlerden birisi bu ürünlerin günümüz iktisadi yapısında ve finansal piyasalarda hedging (korunma) amacıyla yapılıyor olması,  kişi ve kuruluşları öngöremedikleri ileri tarihli risklerden koruma ve daha güvenli ticaret yapmalarının sağlanmasıdır.

Ancak işlemlerin önemli bir kısmı süpekülasyon ve gelir elde etme gayesiyle ve ticari kaygılardan bağımsız olarak yapılmakta olup, finansal piyasalarda dalgalanma ve krizlere neden olmakta, ciddi kayıp ve kazançlar oluşmaktadır.

Türev ürünlerin belirli şartların sağlanması karşılığında caiz ve uygulanabilir olduğu yönünde görüş bildirenler de bulunmaktadır. Vadeli döviz alım satım işlemlerinin (Forward) bir tarafa cayma hakkı vermek suretiyle alım satım işleminden çıkarılıp vaadleşmeye dönüştürülerek fıkhen caiz bir forma sokularak uygulandığı görülmektedir. Bu şekilde cevaz verilen forward işlemi katılım bankaları tarafından kullanılmaktadır. Ancak bu işlemin gerçekte bir vaadleşme olmadığını ve prensip olarak bankaya verilen cayma hakkının kullanılmadığı, müşteriye karşı bu hakkın kullanımının da banka açısından güveni zedeleyeceğini ifade edenler bulunmakta olup, bu işlemi de mahzurlu görenler vardır.

Kanaatimiz bu tür türev ürünlerin kesinlikle süpekülatif ve kar amaçlı kullanımının caiz olmadığı yönündedir. Ancak risklerden korunma amacıyla yapılacaksa da, fıkhen caiz olacak şartların oluşturulması karşılığında ihtiyaç nisbetinde kullanılabilmelidir.

Kaynakça

Durmuş , Abdullah, Fıkhi açıdan günümüz para mübadele işlemleri, Marmara Üniversitesi doktora tezi , 2008

Faizsiz Finans Kuruluşları Muhasebe ve Denetleme Kurumu, Faizsiz finans standartları , 2015

Saltoğlu, Burak – Türev Araçlar, Piyasalar ve Risk Yönetimi -2014

Tanyel, Eda , Türev Ürünler, Türkiyede ve Dünyada Türev piyasaların Gelişimi ve Kalkınma ve Yatırım Bankalarında Kullanımı, Uzmanlık Tazi, 2016

Çakar, Ali , Türev ürünler ve Vadeli İşlemler Piyasaları, Bitirme Tezi, 2009

Deryol, Ahmet -Reel Sektörün Türev Ürün Kullanımı ve aliyetleri-TCMB.gov.tr analiz.

Sakarya, Şahir/ Akkuş, Hilmi Tunahan,  Türev Ürünlerin İslami Finans Modelleri Açısından Değerlendirilmesi, DOI: 10.31679/adamakademi.427523

Yüksel Keleş