Katılım Bankaları Sektör Payı Analizi

Son dönemlerde sıkça sorulan bu sorunun elbette ki farklı pencerelerden farklı cevapları vardır. Bu soruya doyurucu ve mantıklı cevaplar verebilmek için öncelikle mevcut durumun analiz edilmesinde fayda var.

Faizli bankalara göre faaliyet yaşı açısından çok genç olan katılım bankalarının son yıllarda şubeleşme, teknoloji yatırımları, insan kaynakları ve eğitim konularında kendi içinde ciddi gelişmeler gösterdiğini belirtmek gerekir. Ancak bankacılık sektörü de aynı dönemde ciddi gelişimler kaydettiği için, katılım bankaları pazar paylarını artırmakta zorlanmışlardır. 

Şimdi bu tesbiti yaptıktan sonra sayısal veriler üzerinden bir analiz yapmak yerinde olacaktır.  

Bankalar birliği ile katılım bankaları birliğinin 2016 üçüncü çeyrek verilerine göre; 34 mevduat bankası, 13 kalkınma ve yatırım bankası ile 5 katılım bankası faaliyet göstermektedir.  

Başlıca büyüklüklerine baktığımızda ise katılım bankalarının banka sayısında %10, şube sayısında %7,  kredi hacminde %5, mevduat hacminde %5, aktif toplamında %5, Özkaynaklarda %4, net karda %3 pazar payına sahip olduğu görülmektedir.

Katılım bankacılığının pazar payı tüm değerlendirmelerde doğal olarak aktif büyüklük dikkate alınarak tesbit edilmektedir. Aktif rakamına bakmanın doğru, ancak eksik bir yaklaşım olduğunu ifade edebiliriz. Yukarıdaki rakamlara göre bu pay %5 dir. Ancak diğer kalemlere dikkat edilirse banka sayısı açısından %10, şube sayısı açısından %7, net kar açısından bakılırsa da %3 paya sahip olduğu görülmektedir.

Burada dikkat çekici olan, banka sayısı açısından %10 paya sahip katılım bankacılığının, aktif toplamı açısından %5 paya sahip olmasıdır. Yine şube sayısı açısından katılım bankalarının Pazar payı %7’dir. Bu durum bize katılım bankalarının şube başına kapasitelerinin bankacılık sektörüne göre henüz istenilen seviyede olmadığını göstermektedir.

Katılım bankalarında şube başına aktif büyüklük 136 milyon TL iken, faizli bankalarda 220 milyon TL, Şube başına mevduat 87 milyon TL iken, faizli bankalarda 123 milyon TL’dir.  Kredi ve karlılıkta da durum farklı değil; katılım bankalarında şube başına kullandırılan kredi 92 milyon TL iken, faizli bankalarda 145 milyon TL, elde edilen kar 1 milyon lira iken, faizli bankalarda 2,5 milyon TL’dir.

Yukarıdaki verilere baktığımızda katılım bankacılığında hala mevcut katılım bankaları açısından gidilecek yol var demektedir. Tabi ki faizli bankaların sektörde daha eski olmaları, piyasada müşteri tabanı oluşturması, bilinirlikleri, müşteri ile kurmuş oldukları ilişkiler ve ulaşılabilirlik dikkate alındığında yukarıda bahsedilen durumun yadırganacak bir tarafı yoktur.

 Şöyle bir varsayımda bulunursak; 5 Katılım bankası şube verimlilikleri ve büyüklükleri açısından faizli bankalarla aynı seviyeye geldiğinde sektör ağırlığı ne olurdu? Yaptığımız hesaplamaya göre bu sorunun cevabı %7. Öyleyse mevcut katılım bankaları, verimlilik ve performanslarını artırarak ancak sektörde %7 paya ulaşabilecekler ve bu seviyenin üzerine çıkamayacaklar.

Mevcut katılım bankalarının büyüme imkanları nedir? Halihazırda mevcut Katılım bankalarının şube açma, mevduat toplama ve kredi kullandırma imkanları, bir takım kısıtlamalara tabidir. Sermaye yeterlilik rasyosu, bankaların dilediği gibi mevduat toplama ve kredi kullandırma imkanlarını kısıtlamaktadır. Bu da doğrudan özkaynak yapısı ve sermayeleriyle ilişkilidir.

Katılım bankalarına son dönemlerde istenilen büyümeyi destekleyecek miktarlarda özkaynak girişleri olmamıştır. Bu durumda bu bankaların mevcut trendleri dışına çıkarak sektör payını geliştirecek büyüme rakamlarına ulaşmaları zor görünmektedir. 2015 yılında sektörün tamamı %18,3 mevduat gelişimi sağlarken, katılım bankaları %13,7 seviyesinde kalmış, yine sektör kredi hacmini %19,7 artırırken, katılım bankaları %14.1 artırabilmiştir. Bu veriler mevcut katılım bankalarının kendi iç dinamikleri ile sektör pazar payında gelişme sağlamasının hali hazırdaki performansları ile zor olduğunu gösteriyor.  Bu durumda tek yol sektöre yeni katılım bankalarının girmesidir. Bu nedenle son dönemde 2 kamu katılım bankası faaliyete başlamış olup, yenilerinin de gireceği konuşulmaktadır. Peki 3 özel sektör katılım bankası ve 2 kamu katılım bankası sektördeki diğer 47 bankanın karşısında ne kadar gelişim kaydedebilir. Tahmin etmek zor değil.

Burada sektördeki istenilen paylara ulaşmak konusunda ümidini kamu katılım  bankalarına bağlamış kişilerin hayal kırıklığına uğramaması için yukarıda verdiğimiz bilgiler ışığında bir kez daha düşünmesinde fayda var. Kamu katılımların sektöre girmesi ile Pazar payının %10’lara çıkacağını beklemek gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır.

Yukarıdaki sayısal analizler bize yakın vadede hedeflenen %10 Pazar payı için mevcut performans rakamları ile 10 tane katılım bankasının sektörde faaliyet göstermesi gerektiğini söylüyor.

 ÜRÜN ÇEŞİTLİLİĞİ

Katılım bankalarının kullandığı ürün ve hizmetler ile bunların müşterilere sunumu bu sektörün gelişmesi ve büyümesinde önemli bir etkendir. Ürün ve hizmetlerin müşteri ihtiyacını karşılayacak şekilde konumlandırılması, hızlı ve kaliteli sunumu sektörün önünü açacağı gibi, tersi bir durum  gelişimin önünde bir engele dönüşebilmektedir.

Bazı çevrelerde katılım bankalarının ürün çeşitliliğinin azlığı, murabaha (Bir mal ve hizmeti peşin alıp vadeli satmak) yöntemini kullanması, fiyatlarının yüksekliği, tam kurumsallaşmamış yapı ve uygulamaları, gelişimin önündeki engeller olarak ileri sürülmektedir. Öne çıkan bu hususlarda haklılık payı olmakla birlikte eksiktir. Her şeyden önce Türkiye’de tüm kurum ve kuruluşlar, iktisadi yapılar ve bankalar faizli sisteme göre oluşmuş, kanuni düzenlemeler bu yapılar dikkate alınarak oluşturulmuştur. Hal böyle iken katılım bankalarının önünü açacak yasal düzenlemeler uzunca bir süre görmezden gelinirken, devletin ve özel sektörün düzenleme ve uygulamaları faizli sistemi referans almıştır.

Katılım bankaları yakın zamana kadar Eximbank kredilerine aracılık edemez, merkez bankası üzerinden likidite ve kaynak yönetimi yapamazken, faizli bankalar bunları rahatlıkla yapabilmişlerdir. Bunun gibi bir çok örnekte katılım bankalarının uygulama ve hassasiyet gösterdiği konular gözardı edilerek, katılım bankalarının bu alanlarda ürün geliştirme ve müşteri ihtiyaçlarına cevap verebilme imkanı olmamıştır. Son dönemlerde bir takım uygulamalar bu durumu tersine çevirmiştir.  

Katılım bankalarının ürün eksikliği dile getirilirken ana ürünü olan murabaha, zaman zaman eleştiri konusu yapılmakta, büyümenin önündeki bir engel olarak görülmektedir. Murabaha, uygulanması açısından satın alınacak bir ürün ve hizmetin varlığını gerekli kılmakta, bu ürün ve hizmetin prensip olarak fatura ile belgelenmesini istemektedir. Kullandırım aşamasında faizli bankaların kredi işlemlerine nazaran hem operasyonel yük hem de zaman gerektirmektedir. Bu nedenle kredi kullanan şirketler, faizli bankalardan yaptıkları kredi işlemine nazaran hem evrak temini hem de zaman olarak külfete katlanmaktadırlar. Bu da sektörde rekabet açısından katılım bankaları aleyhinde bir durum oluşturmaktadır.

Katılım bankacılığında kullanılan ana ürün olarak böyle bir durum gelişim açısından ciddi bir handikap olarak durmaktadır. Bu ürünü daha verimli ve pratik bir hale getirmek mi, yoksa kaldırıp yerine başka bir ürün koymak mı? Tartışılabilir. Ancak zaman zaman, murabaha ürününü gelişimin önünde bir engel gibi görüp eleştirenlerin onun yerine kar zarar ortaklığı gibi ürünlerin yapılmasını tavsiye etmeleri sektörün ve Türk bankacılık sisteminin dinamikleri ile bağdaşmaz. Kar zarar ortaklığı uygulanabilir ancak ana ürün olarak konumlanması mevcut şartlarda mümkün gözükmemektedir.

Bankacılık sektöründe kredilerin önemli bir bölümü borcun ve ticaretin finansmanı için kullanılmaktadır. Firmalar banka kredilerini önemli ölçüde alacaklarının ve stoklarının finansmanında kullanmaktadır. Kar zarar ortaklığı ya da proje finansmanı türünden krediler uygulama açısından zorlu süreçler ve uzun vadeli kaynak gerektirirken, sektörde mevduatın ortalama vadesi ağırlıklı olarak kısadır. Böyle bir ürünü merkeze oturtarak katılım bankacılığı yapamazsınız.

FİYAT REKABETİ

Katılım bankalarının diğer bankalara göre pahalı olduğu iddiası ve bu nedenle müşterilerin diğer bankaları tercih ettikleri de dillendirilen konular arasındadır. Her şeyden önce fiyat, kredinin kullandırılmasında ve bankanızın tercihinde önemli bir unsuru iken, tek başına da belirleyici değildir. Fiyatla birlikte, hız, limit, teminat şartları, kaliteli hizmet, müşteri memnuniyeti gibi unsurlar da belirleyicidir. Günlük hayatta da ürün ve hizmet alırken sadece fiyata bakmayız. Bazen kaliteli olması, çabuk temin edilir olması, güvenilir olması, satış sonrası hizmet anlayışı gibi etkenler fiyatı göz ardı ederek tercih yapmamızda rol olmaktadır. Kredi kullananlar için de bankalar böyledir.

Katılım bankalarının fiyat düzeyleri kaynak teminine ve kredi kullandırım politikalarına bağlı olarak oluşmaktadır. Burada piyasa yapıcı konumdaki faizli bankalarla katılım bankalarının rekabet edebilme becerileri dikkate alındığında, faizli bankalar ucuz kaynak temini noktasında daha avantajlıdırlar. Bu durum kredi fiyatlamasına da doğrudan yansımaktadır. Ancak buna rağmen katılım bankaları da rakiplerinden daha uygun fiyatlama imkanları sunmaktadırlar. Bazı ürünlerde rekabet avantajları bulunmakta ve bunları da fiyatlara yansıtmaktadırlar.

Faizli bankalar, ana gelir kalemlerinden olan faiz dışı komisyon gelirlerinde katılım bankalarından daha iyi performans göstermekte ve bunu kredi faiz oranlarını uygun seviyelerde sunmak için dengeleyici bir unsur olarak kullanmaktadırlar. Katılım bankalarının karpayı dışı komisyon gelirleri faizli bankalara göre düşük gerçekleşmekte, bu durum kredi kar oranlarında rekabeti kısıtlamaktadır.

Faizli bankalar borç verme işlemini çok farklı model ve fiyatlamada müşteri ihtiyaçlarına göre çeşitlendirme imkanına sahipken, katılım bankaları mal ve hizmet alımı etrafında sınırlı çeşitlendirme imkanına sahip bulunmaktadır.

SONUÇ

Katılım bankaları faizli bankalara nazaran yeterli olmayan bir sayıda, eşit olmayan rekabet şartlarında, kısıtlı ürün ve hizmet seçenekleri ile mücadele vermektedir. Katılım bankalarının sektör paylarının artırılması için öncelikli adım, sektöre yeni katılım bankalarının girmesi, mevcut bankaların verimliliklerinin artırılması, ürün ve hizmet sunumunda çeşitliliğin artırılması, kredi kullandırma yöntemlerinin sadeleştirilmesi ve hızlandırılması, doğrudan borçlandırma/tahsilat sistemleri gibi toplu ve hızlı kredi kullandırım sistemlerinin yaygınlaştırılması, Katılım Bankaları Birliğinin eğitim ve tanıtım faaliyetlerine ağırlık vermesi, yasal mevzuatın da bu faktörleri destekleyecek şekilde oluşturulması gerekmektedir.

Yüksel Keleş

Bu yazı 2017 yılında Ekoreel dergisinde yayınlanmıştır.