Borçlan! Ama Nereye Kadar?

Günümüzde borçlanmadan yaşayan her halde yok gibidir. Hem şirketler hem de şahıslar bir şekilde ihtiyaçları için borçlanmaktadırlar. Hal böyle olunca hemen herkes borçlanma konusunda az çok bilgi ve tecrübe sahibidir.

Borçlanırken temel olarak 3 şeye dikkat edilir. Borcun tutarı, vadesi ve maliyeti.

Gerçek kişilerin borcunu bir tarafa bırakırsak ticari işletmelerin borçlanmasında iki uç nokta vardır;

Biri, “Elin taşı ile elin kuşunu vuranlar” diğeri ise  “kendi yağı ile kavrulanlar”.

Elin taşı ile elin kuşunu vuranlar yani başkalarının parası ile para kazananlar takdir edilmesi gereken insanlardır. Yaptıkları iş kolay değildir, uçurumun kenarındadırlar, yüksek risk alır, iyi kazınırlar. Ancak borç baskısı ve finansman maliyeti onları hep kazanma stresi altında tutar.

Kendi yağı ile kavrulanlar ise borç almadan kendi sermayeleri ile iş görmeyi tercih edenler olup borçlanmaktan çekinirler, sermayeleri kadar iş yapmayı severler, yavaş ve kontrollü büyümek isterler. Alacaklıların ya da bankaların baskısı altında olmayı tercih etmezler.

Her iki durumda uç noktalar olup işletmeler için fırsatlar ve tehditler içermektedir.

İstikrarlı ve kazanarak büyümek isteyen şirketler için ne borç içinde yüzmek ne de borçsuz faaliyet göstermek ideal bir durumdur.

Öyleyse bu ikisi arasında doğru bir yerde durmak gerekmektedir.

Buradaki temel soru “ne kadar borçlanmak” tır.

Borçlanmada tek mesele borç seviyesi değil elbette. Borçlanılan kurum/kişi, borcun vadesi, borçlanma maliyeti ve borcun kullanım alanı da önemli etkenlerdir ve borç seviyesini doğrudan etkiler.

Borçlanma seviyesine teknik olarak verilebilecek cevaplar mevcuttur. Finansal kaldıraç oranı yöntemi ya da marjinal fayda analizi, size teknik olarak borçlanmanın teorik sınırlarını tayin edebilir.

Ancak,  formüllerle borçlanana pek rastlanmaz. Hesap edilmesi zordur  ve şirketlerin ihtiyaçları ile uyumlaştırılması kolay değildir.

Burada “ne kadar borçlanmak ?” sorusunun en doğru cevabı, şirketlerin kendi şartlarında saklıdır. Kimi şirketler yüksek borçla karlı ve sürdürülebilir büyümeyi sağlarken kimi şirketler ise aynı borçlanma seviyesi ile sıkıntılar yaşayabilmektedir. Kimi sektörlerde borçlanma oranları yüksek seyrederken kimi sektörlerde aynı borçlanma seviyesi sürdürülemez olmaktadır.

Kimi şirket sahipleri “Borç yiğidin kamçısıdır” felsefesiyle borçla motive olup daha çok çalışırken, kimisinin borçtan dolayı vücut kimyası bozulmakta, sağlığı tehlikeye girmektedir.

Tıpta “hastalık yok, hasta var” diye önemli bir ilke vardır. Bu ilke, hastalıktan ziyade hastanın şartlarının bilinmesi ve tedavinin bu şartlar doğrultusunda sürdürülmesine işaret etmektedir.  İşletmelerde buna benzerler.

En doğru borç seviyesi, işletmenin kendine özgü şartları içerisinde, işletmeyi iyi tanıyan patron ve profesyonel yöneticilerce belirlenmelidir.   

Yüksel Keleş